1. Anasayfa
  2. Tarih

Osmanlı Modernleşmesinin Özellikleri ve Yarattığı Etki

Osmanlı modernleşmesine göz attığımız vakit öncelikle göze çarpması gereken husus bu modernleşmenin batıda ki gibi toplumsal dinamikler sonucu meydana gelmemesi olacaktır.

Osmanlı Modernleşmesinin Özellikleri ve Yarattığı Etki
Osmanlı Modernleşmesinin Özellikleri ve Yarattığı Etki

Osmanlı modernleşmesi saray erkanı yani aşağının değil yukarının istemesi sonucunda meydana gelmiştir. Bu yönüyle batı modernleşmesi ile Osmanlı modernleşmesi arasında çok keskin bir çizgi vardır. Bu sebeple yukarıdan aşağı seyreden Osmanlı modernleşmesi başlangıçta topluma indirgenememiş, toplum tarafından benimsenmemiş hatta ıslahatlar toplumun tenkitlerine maruz kalmıştır. Toplumun kanıksamadığı bir modernleşme hareketi ise yüzeysel kalmaya mahkum olmuştur. Ancak Tanzimat devrinde bu durum yavaş yavaş değişmeye başlayacaktır.

Osmanlının Modernleşmesi

Osmanlının modernleşmesinin altında yatan yegane unsur ise devletin bekası olmuştur. Askeri alanda başlayan ıslahatlar üstüne koyarak devam etmiştir. Zaman içerisinde bu modernleşme hareketinden bürokrasi, hukuk ve eğitim alanları da nasibini almıştır. Şimdi Kronolojik bir sıra ile modernleşmenin aşamalarını özetleyecek olursak öncelikle Lale Devri’nde matbaanın Osmanlı’da faaliyete geçmesinin başlangıçta sembolikte olsa önemi olmuştur. Osmanlı nihayet matbaa ile tanışmıştır. Bu sebeple matbaanın Osmanlı topraklarına intikalinin Osmanlı modernleşmesi için bir kırılma anı yahut bir dönüm noktası niteliği taşıdığını ifade edebilmekteyiz.

İbrahim Müteferrika’nın çabalarının yanında bu dönemde Paris’te ilk geçici elçiliğin açılması önemli bir noktadır. İlk geçici elçi ise Mehmet Çelebi’dir. Fakat bu tarz girişimler şahsımca modernleşme aşamasına başlangıçtan da ziyade bir yoklama niteliğindedir. Bireysel isimler ön plana çıkmaktadır.  Osmanlı’da modernleşmenin asıl mimarları III. Selim ve II. Mahmut olmuştur.

Nizam-ı Cedid Yenilikleri

III. Selim döneminde Nizam-ı Cedid yenilikleri adı altında pek çok ıslahat gerçekleştirilmiştir. Bu ıslahatların en önemli gelişmelerinden bir tanesi, askeri alanda meydana gelen Nizam-ı Cedid ordusunun kurulması olmuştur. Şüphesiz bu durum askeri alanda köklü bir değişimin habercisi olmuştur. Yeniçeri ocağına alternatif bir ordu kısa sürede tertip edilmiş ve bu yeni ordu Akka’da Napolyon’a karşı zafer elde etmiştir. Fakat o dönemde III. Selim yeniçeri ocağı ile başa çıkamamış ve bu girişim bir nevi havada kalmıştır. Bu durum alenen değişimin önündeki muhalefetin başını yeniçerilerin çektiğinin açık bir göstergesidir. Devletin bekasından ziyade kişisel çıkarların ön planda olduğu geleneksel bir ordu yapılanmasının devlete yararından çok zararının dokunması anormal bir durum olmayacaktır.

Osmanlıda Bürokrasi

III. Selim döneminde bir diğer önemli ıslahat ise bürokrasi alanında gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde kalıcı elçiliklerin açılmaya başlanması diplomasi adına önemli bir dönüm noktası olmuştur. Şüphesiz batı ile diplomatik kanalların yavaş yavaş belli bir zemine oturtulması, Osmanlı modernleşmesi adına önemli bir dönemeç olmuştur.

II. Mahmut devriyle beraber Osmanlı modernleşmesi denilen kavramın olgunlaştığını görmekteyiz. Osmanlı modernleşmesinin başlangıcından II. Mahmut’un tahta çıkışına kadar ki neredeyse bir asır gibi bir süreçte yeterince radikal değişimler söz konusu olmamıştır. Fakat II. Mahmut iktidarı sürecinde hayatın her safhasında değişime gitmeyi tercih etmiştir. Bu yönüyle topluma dokunmayı başarmıştır. Fakat yine de bu dokunuş yukarıdan aşağı bir girişimdir. Toplumdan gelen bir talep doğrultusunda bir değişim söz konusu değildir.

Yeniçeri Ocağının Kaldırılması

II. Mahmut’un belki de devrim niteliğindeki en önemli icraatı yeniçeri ocağını kaldırması olmuştur. Böylelikle değişimin önündeki en büyük muhalefetten kurtulmuş oluyordu. Bu vesile ile başta askeri okullar olmak üzere tıbbiye’nin de inşası onun döneminde olmuştur.  Tanzimat Osmanlısının temeli onun döneminde temeli atılmıştır. II. Mahmut’un hem reformist uygulamaları hem de politikaları vesilesiyle Tanzimat’ın kadroları doğmuştur diyebiliriz. 

II. Mahmut’un belki de modernleşme adına giriştiği en önemli girişim bir üst kimlik yaratma ideali idi. Osmanlıcılık fikrinin onun döneminde yeşerdiğini görmekteyiz. Bu uğurda ilk fikri uygulamaları da kendisi koymuştur. Son olarak bu dönemde ön plana çıkarabileceğimiz yenilik ise tercüme odalarının kurulması olmuştur.

Lale Devrinden Tanzimata Kadar Osmanlı

Osmanlı modernleşmesinin yaklaşık ilk 140 yıllık periyodunu incelediğimiz vakit zaruriyetten doğan bir modernleşme süreci olduğunu görmekteyiz. Askeri sahada başlayan güdümlü modernleşme II. Mahmut zamanında sınırlıda olsa topluma kadar inmeyi başarabilmiştir. Bu süreçte bürokrasi alanında yapılan reformlar şüphesiz önemlidir. Batıyı mağrur görme noktasından batı da daimi elçilik açma noktasına gelinmesi işin trajik kısmı olsa gerektir. Çağın teknolojisini yakalayabilmek adına batı ile temasların yoğunlaştırıldığı bir süreçte Osmanlı diplomasisi için başlangıç safhasını teşkil etmektedir. Dolayısıyla Osmanlı diplomasi de çaylaklık sürecinde bir takım sorunlar ile karşılaşmıştır. Ancak tercüme odalarının inşasından sonra başka bir safhaya geçilmiştir.

Konuyu özetleyecek olursak II. Mahmut döneminde gerçekleştirilen reformların III. Selim ve önceki süreçte ki ıslahatlara nazaran daha kalıcı ve kökten değişimler olmuştur. Batı tipi teknik okulların açılması gibi pek çok alanda II. Mahmut’un modernleşmeye hizmet edici kurumu inşa ettiğini bilmekteyiz. Diğer bir ifade ile II. Mahmut, III. Selim’in sürdürdüğü politikanın üzerine koyarak ve içeriğini daha da genişleterek devam etmiştir.

Fakat belirttiğimiz üzere bu modernleşme saray erkânının iteklemesi neticesinde gerçekleştirilen gelişmeler idi. Fransız modernleşmesi ile kıyas yapacak olursak orada ki burjuvazinin modernleşmeye etkisini alenen görebilmekteyiz. Fakat Osmanlı da toplumdan, toplumun herhangi bir kesiminden bu süreçte modernleşmeye dair en ufak bir reform talebinin olmadığını görmekteyiz. Bunun en önemli nedeni olarak Osmanlıya matbaanın geç girmesine ve girdikten sonrada çok uzun yıllar atıl kalmasına bağlamaktayım. Avrupa da Gutenberg’in matbaayı icat ettikten sonra 40 yıl gibi bir sürede 20 milyon kitap basıldığı bilinmektedir. Osmanlı da toplumun bu denli cahil kalması son derece anlaşılabilir bir durumdur.

Bu toplum yapısının nispeten günümüz Türkiye’sinde de hala devam ettiği kanısındayım. Modernleşmenin karşıtı muhafazakâr zihniyetin geçmişten günümüze toplumun genelinde baskın olduğu aşikârdır. Tüm bunların sebebi cehalet ve tevazu kültürüdür. Osmanlıda da halk Tanzimat’a kadar gazetelerden bile yoksun, memlekette ne olup bittiğinden bile bir haberdi. Böylesine karın tokluğuna yaşamlarını sürdüren insanlardan modernleşme adına bir katkı sağlaması güçtür. Çünkü toplumun böyle bir emeli ve arzusu yoktur. Saray erkânın da bu ıslahatları keyfiyetten gerçekleştirmediği, imparatorluğun psikolojik üstünlüğünün kaybetmesi neticesinde gerçekleştirildiği bilinmektedir. Bu sebeple Osmanlı da gerçekleştirilen reformlar halka inememiş ve genel anlamda yüzeysel kalmıştır.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir