1. Anasayfa
  2. Tarih

Mustafa Kemal Atatürk’ün Hayatı

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanıdır. Türk Kurtuluş Savaşı'nın önderlerinden biri olan Atatürk, modern Türkiye'nin temellerini atmıştır. Atatürk, laik, demokratik ve çağdaş bir Türkiye'nin inşasında büyük rol oynamıştır. Türk milletinin gözünde büyük bir kahraman olarak yerini almıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Hayatı
Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk hakkında merak edilen konulardan biri, onun askeri dehası ve liderlik yetenekleridir. Ayrıca Atatürk’ün modernleşme ve Batılılaşma politikaları da dikkat çekici bir konudur. Onun vizyoner bakış açısı ve reformist yaklaşımı, Türkiye’nin bugünkü halini almasında etkili olmuştur. Ayrıca Atatürk’ün eğitim ve kültür alanındaki çalışmaları da geniş bir ilgiyle incelenmektedir.

Atatürk’ü Tanıyalım Kısaca

Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1881’de Selanik’te doğmuş, Türk Kurtuluş Savaşı’nın önderi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur. Askeri ve siyasi kariyeri boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra modern Türkiye’nin kuruluş sürecinde önemli bir rol oynamıştır.

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak ülkeyi çağdaş bir devlet yapısı ve laik bir düzenle yönetmeye başlamıştır. Aynı zamanda eğitim, kültür, sanat ve ekonomi alanlarında da önemli reformlar yapmış, Türk toplumunu modernleştirmeye çalışmıştır.

Atatürk’ün Askeri Hayatı Kısaca

Mustafa Kemal Atatürk, askeri alanda da önemli bir kariyere sahiptir. Osmanlı Ordusu’nda başarılı bir subay olarak görev yapmış ve Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı’nda önemli roller üstlenmiştir. Özellikle Çanakkale Savaşı’ndaki başarısıyla tanınmıştır.

Şam’da 5. Ordu’nun emrinde kaldığı üç yıl içinde Suriye’nin hemen her yerini görevle dolaşmış, memleket idaresindeki aksaklıkları, ordunun eğitim ve öğretimindeki eksiklikleri daha da yakından görmüştü. Mustafa Kemal, burada 1906 yılı Ekim ayı içinde güvendiği bazı arkadaşlarıyla gizli olarak “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni kurdu. Bu arkadaşlarıyla beraber Beyrut, Yafa ve Kudüs’te de kurdukları cemiyeti genişletti. 

Mustafa Kemal, 13 Ekim 1907’de merkezi Manastır’da bulunan 3. Ordu Karargâhına atandı. Bu Karargâhın Selânik’teki şubesinde çalışmak üzere Selânik’e geldi.

22 Haziran 1908 de Üsküp-Selânik arasındaki demiryolu müfettişliği de 3. Ordu Karargâhındaki görevine ek olarak kendisine verildi. Bu esnada Rumeli’de büyük faaliyet gösteren “İttihat ve Terakki Cemiyeti” Abdülhamit’i,1876 Anayasasını yeniden yürürlüğe koymaya ve kapatılan Meclis-i Mebusan’ı tekrar toplantıya çağırmaya zorlamaktadır. “Ittihat ve Terakki Cemiyeti nin bu girişimleri adım adım II. Meşrutiyetin ilânına uzandı.

13 Nisan 1909’da bu harekete karşı, gerici çevrelerce desteklenen büyük bir isyan gelişti. Mustafa Kemal, 31 Mart Vak’ası olarak bilinen bu isyanı bastırmak üzere Rumeli de oluşturulan Hareket Ordusu’nun Kurmay Başkanlığı’na getirildi ve bu ordu ile 19 Nisan 1909 tarihinde İstanbul’a geldi. Hareket Ordusu’nun gerek yolda gerekse İstanbul’daki sevk ve idaresinde Kurmay Başkanı olarak önemli hizmetler gördü.

Mustafa Kemal, Selânik’teki görevini başarı ile yürütürken 1910 yılı Eylül ayında askeri manevraları izleme amacıyla Fransa’ya gönderildi. Burada Fransız Ordusunu ve komutanlarını yakından tanıdı. Selânik’e dönüşünden kısa süre sonra 1911 Mart’ında Arnavutluk’ta bir isyan çıktı. Bu isyanı bastırmak üzere düzenlenen harekâtta Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın yanında görev aldı.

15 Ocak 1911’de 3. Ordu Karargâhındaki görevinden alınarak evvelâ 5. Kolordu Karargâhında, daha sonra yine Selânik’te bulunan 38. Piyade Alayı’nda görevlendirildi. Bu görevde büyük başarılar gösteren Atatürk, 27 Eylül 1911 tarihinde İstanbul’da Genelkurmay Başkanlığında bir göreve tayin edildi. Mustafa Kemal bu atama üzerine İstanbul’a gelerek bir süre Genelkurmay Başkanlığı’nda çalıştı.

5 Ekim 1911’de İtalyanlar Trablusgarp’a hücum ederek istilâ hareketlerine başlamışlardı. Mustafa Kemal, bu bölgede görev almak üzere 15 Ekim 1911’de İstanbul’dan ayrıldı. Trablusgarp’a gelişini takiben bir süre Tobruk ve Derne Bölgelerinde gönüllü mahalli kuvvetlerin başında bulundu. 12 Mart 1912 de Derne Komutanlığına getirildi. Bu sıralarda 27 Kasim 1911 tarihinde binbaşılığa terfi etti.

24 Ekim 1912’de Trablusgarp’tan hareket ederek İstanbul’a geldi. 21 Kasım 1912’de Gelibolu’da bulunan Bahr-i Sefîd (Akdeniz) Boğazı Kuvay-ı Mürettebesi Komutanlığı Harekât Şubesi Müdürlüğü’ne atandı. Bulgar ordusu Çatalca’ya kadar ilerleyerek memleketi tehdit altına almaya devam ediyordu. Atatürk, bu cephede bir süre sonra Bolayır Kolordusu Kurmay Başkanlığı’na getirildi. Bu görevde iken Dimetoka ve Edirne’nin düşmandan geri alınışında büyük hizmetleri gördü.

Mustafa Kemal, Balkan Harbi’nden sonra, 27 Ekim 1913 tarihinde Sofya Ataşemiliterliğine atandı. 11 Ocak 1914 tarihinden itibaren Belgrad ve Çetine Ataşemiliterliklerini yürütme görevi de kendisine verildi. Sofya Ataşemiliterliğine atandığı günlerde yakın arkadaşı Ali Fethi (Okyar) de Sofya Elçiliğine atanmıştı. Mustafa Kemal Sofya Ataşemiliterliği esnasında 1 Mart 1914 tarihinde yarbaylığa terfi etti. 1915 yılı Ocak sonlarına kadar Sofya’da kaldı.

Düşman birlikleri 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinden ilk çıkarma hareketine başladı. Ancak çıkarma hareketi ilk gün karşısında Mustafa Kemal’i buldu. Mustafa Kemal, çıkarmanın başladığını görür görmez, kuvvetlerini süratle Bigalı’dan Conkbayırı’na sevketmişti. Arıburnu’ndan Conkbayırı’na ilerleyen İngiliz kuvvetleri, o gün, Mustafa Kemal’in komuta ettiği 19. Tümen kuvvetlerinin taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edildi.

25 Nisan 1915 günü başlayan çıkarma, kuvvetlerimiz tarafından kıyıya kadar itilmesine rağmen düşman, 26 ve 27 Nisan 1915 günleri de çıkarma harekâtına devam etti. İlerlemek isteyen İngilizlerle yer yer şiddetli çarpışmalar oldu; ancak her taarruz Türk askerinin kahramanca savunması karşısında başarısız kaldı. Mustafa Kemal, Çanakkale Cephesindeki bu üstün başarıları üzerine 1 Haziran 1915’de Albaylığa terfi etti.

İngilizler 6 Ağustos 1919 akşamı Çanakkale’nin güney kıyılarına da asker çıkararak ilerlemeye başladı. Bu suretle Anafartalar Bölgesi de ansızın kritikleşti. Gelişen bu buhranlı durum üzerine Liman von Sanders’in emri ile komuta değişikliği yapılarak, “Anafartalar Grubu Komutanlığı’na 8 Ağustos 1915 tarihinde Albay Mustafa Kemal qetirildi.

27 Ocak 1916’da karargâhı Edirne’de bulunan Onaltıncı Kolordu Komutanlığı’na atandı. Kısa süre sonra bu Kolordu’nun aynı isimle Diyarbakır’da kurulması kararı üzerine yine Kolordu Komutanı olarak 11 Mart 1916’da Diyarbakır-Bitlis-Muş Cephesine tayin edildi. Mustafa Kemal, 26 Mart 1916’da Diyarbakır’a gelerek komutayı ele aldı. 1 Nisan 1916’da Generalliğe yükseltildi. 8 Ağustos 1916 sabahı Muş, aynı günün akşamı Bitlis kuvvetlerimiz tarafından düşman işgalinden kurtarıldı. Muş; ne yazık ki 25 Ağustos 1916’da tekrar Rusların eline düşmüştü. Mustafa Kemal Paşa, 2. Ordu Komutanlığı sırasında, 14 Mayıs 1917’de Muş’u ikinci defa Rus işgalinden kurtardı.

Mustafa Kemal Paşa,14 Şubat 1917’de Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Komutanlığı’na atanması üzerine Şam’a giderek Sina Cephesini teftiş etti ise de 5 Mart 1917 tarihinde Diyarbakır’da 2. Ordu’ya vekâleten komutan atandı. Tekrar Diyarbakır’a dönen Mustafa Kemal Paşa, 16 Mart 1917’de asaleten 2. Ordu Komutanlığına getirildi. Fakat bu görevde de çok kalmayarak 5 Temmuz 1917 tarihinde Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’na bağlı olarak Halep’te kurulması kararlaştırılan 7. Ordu’nun başına getirildi.

Mustafa Kemal Paşa, Mondros Mütarekesi’nin imza edildiği günün ertesi, 31 Ekim 1918 tarihinde Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’na getirildi ise de artık yapacak birşey kalmamıştı. 7 Kasım 1918 tarihinde bu Grup Kumandanlığı’nın da Padişah iradesiyle kaldırılması üzerine Adana’dan hareketle 13 Kasım 1918 günü İstanbul’a geldi.

Mustafa Kemal Paşa, Amasya Tamimi adıyla ünlü bu genelgesini yaptıktan sonra Erzurum’a geçmek üzere 27 Haziran 1919’da halkın sevinç gösterileri arasında Sivas’a geldi. Şehirde kaldığı 1 günlük süre içinde, Erzurum Kongresi’ni takiben Sivas’ta yapılacak Kongre için ilgililere gerekli direktifleri vererek Erzurum’a hareket etti. Atatürk, Erzurum’a gelişinden 5 gün sonra, 8-9 Temmuz 1919’da “Sine-i millette bir ferd-i mücahit” olarak çalışmak üzere çok sevdiği askerlik mesleğinden ve görevinden istifa etti.

Atatürk, Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusunun başkomutanı olarak önemli zaferlere imza atmış, Türk milletini bağımsızlık mücadelesinde birleştirmiştir. Bu dönemdeki liderlik yetenekleri ve stratejik zekası, onu Türk milletinin gözünde efsanevi bir figür haline getirmiştir.

Atatürk Dönemi Eğitim Sistemi

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’de eğitim alanında büyük reformlar yapmıştır. 1924’te yapılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitimde milli birlik ve bütünlüğü sağlamak amacıyla medreseler kapatılmış, yerlerine modern okullar açılmıştır. Ayrıca, Latin alfabesi kabul edilerek eğitim sistemi modernleştirilmiştir.

Cumhuriyet hükümetinin yaptığı ilk büyük eğitim devrimi 3 Mart 1924 tarihinde TBMM’nin Tevhid-i Tedrisat Kanununu kabul etmesiydi. Bu Kanun “Türkiye dahilindeki bütün müessesatı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekaletine merbuttur.” maddesiyle Tanzimattan beri hedeflenen eğitim birliğini sağlamıştır. Şer’iye ve Evkaf Vekaleti veyahut özel vakıflar tarafından idare olunan bütün medrese ve mektepler Maarif Vekaletine devredilmiş/bağlanmıştır. Bunun yanında ilahiyat alanında uzmanlar yetiştirmek üzere Darülfünun’a bağlı bir bir İlâhiyat Fakültesi ile imam ve hatip yetiştirmek amacıyla imam ve hatip mektepleri açılmasını hükme bağlamıştır.

İstanbul’da Darülfünun bünyesinde bir İlâhiyat Fakültesi ile ülkenin çeşitli bölgelerinde 29 imam ve hatip mektebi açıldı. Hükümet 11 Mart 1924’te medreseleri kapattı. Fakat medreselerin yerini alan kurumların ömürleri de fazla uzun olmadı. 1926–1927 öğretim yılında Kütahya ve İstanbul İmam – Hatip Mektepleri dışındakiler kapandı.

1928’de, Teşkilât-ı Esasîye Kanunu’ndan devletin resmî dininin İslâm olduğunu belirten ibarenin çıkarılması, Türkiye Cumhuriyeti’nin –anayasal statüsünü 1937’de kazansa da- lâik bir devlet haline gelmesini sağladı.  

İlâhiyat Fakültesi ise 1933 Üniversite Reformu sırasında İslâm İncelemeleri Enstitüsü’ne dönüştürüldü. Ayrıca “Din Dersi” 1927’de ortaokulların, 1930’da ise ilkokulların programlarından kaldırıldı. 1930 ilkokul programına göre, sadece beşinci sınıf öğrencileri, velilerinin talepte bulunması halinde, program dışı olarak, haftada yarım saat verilecek Din Dersi’ne devam edebildi. Köy ilkokullarında ise bu ders 1939 yılına kadar verildi.

22 Haziran 1933 tarihinde yürürlüğe giren Maarrif Vekaleti Merkez Teşkilatı ve Vazifeleri Hakkında Kanun ile de  eğitim sisteminde bazı düzenlemeler yapıldı. Talim ve Terbiye Dairesi, Millî Talim ve Terbiye Dairesi adını aldı; görev tanımı genişletildi. Bakanlık bünyesinde Millî Eğitim Şurası ihdas edildi. 

1923-1924 öğretim yılında ülkedeki tüm anaokullarının sayısı yalnızca 80’di. Bu okullarda 136 öğretmen görev yapıyor ve 5.880 öğrenci öğrenim görüyordu. Atatürk devri boyunca devlet ülkenin kalkınması bakımından yatırım önceliği olan ilköğretimin geliştirilmesine ağırlık verdi.

İlköğretimin geliştirilmesi Atatürk Devri hükümetlerinin en önemli hedeflerinden biri oldu. Çünkü Cumhuriyet ilan edildiği sırada ülke genelinde ilkokul çağındaki her 5 çocuktan sadece 1’i okula devam edebiliyordu. Okur yazar oranı %10’un altındaydı. Cumhuriyet hükümetleri bu sorunu aşmak için köylere köy ortamında öğretmen yetiştiren modeller geliştirdi: Köy Muallim Mektepleri, Köy Eğitmen Kursları, Köy Öğretmen Okulları ve Köy Enstitüleri vb.  1923-1924 öğretim yılında 4.894 olan ilkokul sayısı 1937-1938 öğretim yılında 6.700’ye, öğretmen sayısı 10.238’den 15.775’ye,  öğrenci sayısı ise 341.941’den 764.691’ya çıktı.  Öğrenci sayısı %224 arttı. Bu önemli bir ilerlemeydi. Fakat Atatürk vefat ettiğinde hâlâ Türkiye’deki 40.000 civarındaki köyün %83’ünde okul yoktu.

1923-1924 öğretim yılında Türkiye’de ortaöğretim; ortaokul, lise ve ilk öğretmen okullarını kapsıyordu. Bu tarihte   Türkiye’de 72 ortaokul vardı. Bunlarda 796 öğretmen görev yapıyor, 5.905 öğrenci öğrenim görüyordu. 1937-1938 öğretim yılında okul sayısı 140’a, öğretmen sayısı 2.840’a ve öğrenci sayısı 74.107’ye çıkmıştı. 

1919 yılındaki yeniden yapılanmadan sonra bu kurum, hukuk, tıp, edebiyat ve fen fakültelerinden oluşan, özerkliğe sahip bir üniversite haline gelmişti. Darülfünun’dan başka Mekteb-i Mülkiye, Sanayi-i Nefise Mektebi, Mühendis Mekteb-i Âlisi, Hamidiye Ticaret Mektebi, Orman Mekteb-i Âlisi, Yüksek Ziraat Mektebi, Baytar Mekteb-i Âlisi ve Robert Koleji, birer yükseköğretim kurumu olarak Cumhuriyet’e intikal etmişti. Ayrıca, Deniz Harp Okulu ile Kara Harp Okulu da bu kademede yer alan okullardı. 1933 yılında Darülfünun, İstanbul Üniversitesi adıyla yeniden yapılandırıldı.

1925 yılında Ankara Adliye Hukuk Mektebi’nin açılmasıydı; bu okul iki yıl sonra  Ankara Hukuk Fakültesi adını aldı. 1927 yılında  bir yıl önce Konya’da açılan Orta Muallim Mektebi de Gazi Orta Muallim Mektebi  adıyla başkente taşındı. Atatürk’ün Türk milletini bilimsel temellere dayanan dil, tarih ve coğrafya bilincine kavuşturma politikası kapsamında 1936 yılında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi açıldı. 

Köycülük ve tarımsal kalkınma politikası çerçevesinde 1930 yılında Ankara Yüksek Ziraat Mektebi kuruldu; 1933 yılında Ankara’da Yüksek Ziraat Enstitüsü açıldı. Bir yıl sonra İstanbul Yüksek Orman Mektebi, Orman Fakültesi olarak Yüksek Ziraat Enstitüsü’ne bağlandı. 1936-1937 öğretim yılında İstanbul’daki Mülkiye Mektebi, Atatürk’ün teklifi üzerine, Siyasal Bilgiler Okulu adıyla Ankara’ya nakledildi.

Atatürk zamanında Türkiye’deki yükseköğretim kurumları sayısı 9’dan 17’ye çıktı. Bu kurumlarda görev yapan öğretim elemanı sayısı 307’den 837’ye, öğrenci sayısı da 2.915’ten 10.558’e çıkmıştı.

Atatürk’ün eğitim reformları, Türk gençliğini çağdaş bilim ve teknolojiyle buluşturarak ülkenin ilerlemesine katkıda bulunmuştur. Bugün hala Türk eğitim sisteminin temelini oluşturan bu reformlar, Atatürk’ün modern Türkiye vizyonunun bir parçasıdır.

Atatürk’ün Kadın Haklarına Verdiği Önem

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni laik bir yapıya kavuşturarak dini ve siyasi işlerin ayrılmasını sağlamıştır. Bu sayede, ülkede farklı inançlara ve düşüncelere sahip bireylerin eşit haklara sahip olmaları ve özgürce inançlarını yaşamaları mümkün olmuştur.

Sübyan okulları üstünde rüştiye, idadi ve sultanî gibi ortaöğretim kurumlarına gitmeye hak kazanan kızlar, 1869 tarihli ‘Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’ ile kızların eğitimine ilk kez getirilen yasal zorunluluktan sonra, söz konusu kurumların öğretmen ihtiyacını karşılamak için açılan kız öğretmen okullarına (Dar’ülmuallimat) da devam hakkına kavuşmuşlardır. 

Evlilik sözleşmesinin resmî memur önünde yapılması, evlenme yaşının erkeklerde 18, kadınlarda 17 olması ve zorla evlendirmelerin geçersiz sayılmasını düzenleyen Hukuk-ı Aile Kararnamesi 1871’de çıkarıldı. Giderek sosyal yaşamda daha çok yer almaya başlayan kadınlar, iş hayatına ilk olarak 1897 yılında ‘ücretli işçi’ olarak atılmışlardır.

Kadınlar için ilk süreli yayın olarak nitelenen haftalık “Terâkk-i Muhadderat” dergisi 1869’da yayımlanmaya başlamıştır. Tanzimat’la kadınlara tanınan bu fırsatlar Meşrutiyet Dönemi (1908-1918)’ne gelindiğinde daha da genişledi. Daha önce elde ettikleri ortaöğretim hakkına ilave olarak 1915’te açılan İnâs Darülfünunu ile yükseköğrenim hakkını kazanan kızlar, söz konusu hürriyet ortamında özellikle sosyal hayatta da faaliyette bulunmaya başladılar.

Kadın haklarını geliştirmek ve onların eğitimlerini yükseltmek gibi gayeler taşıyan çeşitli dernekçilik çalışmalarına rastlanır. (Osmanlı Kadınları Şefkat Cemiyet-i Hayriyesi (1324-1908), Osmanlı Cemiyeti Hayriye-i Nisvaniye (1325-1909), Esirgeme Derneği (1325-1909), Asker Ailelerine Yardımcı Hanımlar Cemiyeti (1331-1915) )

Tanzimat’la başlayan eğitim alanındaki gelişmeler Meşrutiyet döneminde (1908-1918) de gelişerek devam etmiş ve kızlar için ilk yükseköğretim kurumu, 1914 yılında ‘İnâs Darülfünunu’ adı altında açılmıştır. Yine ilk kez 1922 yılında yedi kız öğrenci, Tıp Fakültesine kayıt yaptırarak eğitime başlamıştır. Hukuki anlamda yapılan bir düzenleme olan 1917 tarihli Aile Kararnamesi ile kadınlara boşanma ve poligamiye karşı yeni haklar tanınmıştır.

Kadınlar ilk kez 1913 yılında devlet memuru olarak çalışmaya başlamış ve bunun ardından bir yıl sonra tüccar ve esnaf olarak iş hayatında yer almışlardır. 10 Haziran 1933’te kız çocuklarına meslek-i eğitim vermek amacıyla Kız Teknik Öğretim Müdürlüğü kurulmuş ve Pratik Kız Sanat Okulları ile Olgunlaşma Enstitüleri açılmıştır.

4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren bu kanun ile sosyal hayatta önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bilindiği gibi ‘Medeni Hukuk’ bir ülkedeki vatandaşların öteki bireylerle ya da malları ile doğrudan doğruya veya dolaylı olarak ilişkilerini düzenleyen bir hukuk alanıdır. 1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu ile kadınlara eşit haklar tanınmış, kadınların siyasi ve sosyal hayatta daha aktif olmaları teşvik edilmiştir. Bu reformlar, Türk kadınlarının toplumsal statülerinin yükselmesine önemli katkılarda bulunmuştur.

Boşanmada kadına da söz hakkı tanındı. Evlenme yaşı olarak kızların 18 yaşını bitirmiş olmaları şartı getirildi. Evlenme akdinin resmî nikâhla belediyelerde ve şahitler önünde gerçekleştirilmesi şartı getirilmiştir. Kanuna göre ailede karı-koca birliğini erkek temsil eder. Kadın evlenince kocasının soyadını alır. Oturacakları evi koca seçer. Kadının bir meslek edinerek onu sürdürmesi, kocasının iznine bağlıdır.

Eğitim ve hukuktaki bu hakların yanı sıra kadınlar, siyasi hayatta da var olma mücadelesine girişmiş olup, ilk kez 1923’te ilk kadın partisi olarak bilinen ‘Kadınlar Halk Fırkası’nı, Nezihe Muhiddin’in başkanlığında kurmak istemişlerdir. Kadınlara oy hakkı tanınmadığı için parti girişimi ancak dernekleşme ile sonuçlanmıştır.

Cumhuriyet’in ilanı sonrasında Nezihe Muhiddin’in başkanlığında, 7 Şubat 1924’te “Türk Kadınlar Birliği”ni kuran kadınlar, çalışmalarını bu yolla sürdürmeye başladılar. Birliğin tüzüğünde amaçlarını; “… Kadınların sosyal ve siyasal haklarını elde edecek olgunluğa eriştirilmesi…” olarak belirleyerek konuya dikkatleri çektiler ve böylece isteklerinde ısrarlı olduklarını bir kere daha gösterdiler.

Kadına siyasetin kapısını aralayan ilk adım 3 Nisan 1930’da kabul edilen Belediye Kanunu ile atılmıştır. Bu kanuna göre kadınlar ilk kez Belediye Seçimlerinde oy kullanma ve Belediye Meclislerine seçilme hakkını elde ettiler. 26 Ekim 1933’te ise 1924 tarihli Köy Kanunu’nun 20 ve 25. maddelerinde yapılan değişiklikle muhtar ve ihtiyar meclisi seçimlerinde oy kullanma ve seçilme hakkını elde eden kadınlar nihayet 5 Aralık 1934’te dönemin Başbakanı İsmet İnönü ve 191 arkadaşının; 1924 tarihli Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun 10 ve 11. maddelerinin değiştirilmesine ilişkin kanun teklifinin kabul edilmesiyle milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazandılar.

1934’te yapılan Anayasa değişikliği ile seçme ve seçilme hakkı konusunda kadının siyaseten önü tam olarak açılmış ve ilk kadın milletvekilleri Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) yerlerini almıştır. 5 Aralık 1934 tarihli kanunla milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde eden kadınların pek çoğu bu gelişmeyi büyük bir memnuniyetle karşıladılar.

1935’ten son yapılan 2002 seçimleri dâhil Türk parlamentosuna 186 kadın katılmıştır (erkek milletvekili sayısı 8.382’dir). Bu dönem seçilen kadınların birkaçı istisna edilirse, büyük çoğunluğu eğitim ve kültür seviyeleri itibarıyla oldukça yüksekti.

1935 yılı seçim sonuçlarına göre, seçilmesi gereken 399 milletvekilinden 17’si kadın olmak üzere, 386 milletvekili seçilmişti. 1936 yılı başında boşalan milletvekillikleri için yapılan ‘ara seçim’de ise Çankırı Milletvekili olarak seçilen emekli öğretmen Hatice Özgenel ile bu sayı 18’e çıkmıştır.

Atatürk’ün Sanata Verdiği Önem

Mustafa Kemal Atatürk, sanat ve kültür alanında da önemli bir etki bırakmıştır. Türk sanatının ve müziğinin gelişmesini desteklemiş, modern Türk sanatının temellerini atmıştır. Ayrıca, Türk halk müziğinin ve Türk tiyatrosunun gelişmesi için teşviklerde bulunmuştur.

Atatürk, kültür ve sanatın toplumun gelişiminde önemli bir rol oynadığını vurgulayarak, ulusal kültürün ve sanatın korunması ve geliştirilmesi için çeşitli kurumlar ve organizasyonlar oluşturmuştur. Bu sayede, Türk kültürü ve sanatı bugün hala Atatürk’ün mirasıyla yaşamaya devam etmektedir.

Bazı Cumhuriyet Dönemi sanatçılarının eserleri, Atatürk’ün görmesi ve etkilenmesi ile de öne çıkmıştır. Atatürk, sanatçıları bizzat eğitim almaları için yurtdışına bile göndermiştir. Devlet Resim ve Heykel galerileri açmış ve sanata destek veren halkevlerini kurmuştur. Bu durum da Mustafa Kemal Atatürk’ün sanata verdiği önemin bir kanıtıdır

Güzel sanatlar alanı için Atatürk, cumhuriyetin ilk yıllarında birçok eğitim kurumu açtırarak ve yasal düzenlemeler yaptırarak özgün Türk resminin oluşmasını sağlamıştır. Batı dünyasının Sanat Tarihinde yüzyıllar boyunca yaptığı gelişim ve atılımları ülkemizde, Mustafa Kemal Atatürk’ün sanata verdiği önem ile yaklaşık on beş yıl içinde sağlanmıştır. Bu sayede tıpkı diplomatik devrimleri gibi bir kültür devrimi de yapmıştır. Atatürk güzel sanatları, eğitim ve bilim ile bir görmüş, onu ikinci plana atmamış ve Türk kültürünü muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak üzere dönemin ünlü Türk ressamlarına maddi ve manevi destek sağlamıştır. 

Cumhuriyetin ilk yıllarında resim sanatına yapılan girişimler ile özellikle 1924 yılından sonra, resim ve heykel sergileri açılmaya başlanmıştır. Halkevleri, resim ve heykel sergileri ve birleşik resim heykel sergileri önemli güzel sanatlar sergileri olmuştur. Türkiye’nin ilk resim galerisi Atatürk tarafından 20 Eylül 1937’de “İstanbul Devlet Resim ve Heykel Galerisi” olarak Dolmabahçe Sarayı’nda açılmıştır.

Atatürk’ün Ekonomi Alanında Yaptıkları

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’nin ekonomik kalkınmasını sağlamak amacıyla çeşitli politikalar uygulamıştır. Tarımsal ve sanayi alanında destekler sağlayarak ülkenin ekonomik altyapısını güçlendirmiştir. Ayrıca, uluslararası ticaretin geliştirilmesi ve dış yatırımların teşvik edilmesi için çeşitli adımlar atmıştır.

1920’de yeni Türk Devleti kurulduğunda Osmanlı’dan çok kötü bir ekonomik miras devralmıştı. Atatürk tam bağımsız bir devlet olabilmek için, öncelikle ekonomik bağımsızlığa vurgu yapmıştır. Bu amaç doğrultusunda bazı iktisadi tedbirlerin alınması ve bir an önce uygulamaya geçilebilmesi için İzmir’de, İktisat Kongresi tertip edildi. Kongre sonunda, Misak-ı İktisadi adında bir belge yayınlanarak, yerli üretimin geliştirilmesine, lüks ithalattan kaçınılmasına ve ekonomik gelişmeye katkı sağlaması şartıyla yabancı sermayeye izin verilmesi kabul edildi. Ayrıca, çiftçi, tüccar, sanayici ve işçi gruplarınca 281 madden oluşan önemli kararlar alındı.

İş Bankası, Sanayi ve Maden Bankası ve yerel nitelikli bankaların kurulmasıyla kredi imkânları arttırıldı. 1927’de çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunuyla, hem yerli sanayi teşvik ediliyor hem de özel sanayi koruma altına alınıyordu. 1929 yılında önce Amerika’da başlayan sonra tüm dünyayı etkisi altına alan ekonomik kriz Türkiye’yi de etkiledi ve yeni ekonomik tedbirler almayı zorunlu kıldı. Bu doğrultuda Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti kuruldu.

Cemiyetin öncelikli olarak üç temel amacı vardı. Bu amaçlar sırasıyla halkı tutumlu olmaya ve tasarrufa yöneltmek, yerli malların kullanımını artırmaktı. Sonuçta ise ithalatı azaltma yoluna gidilerek, yerli üretimin artırılması sağlanmak istendi.

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu çıkarılarak hükümetin döviz piyasasına müdahalesi mümkün hala getirildi. Bu yasa ile paranın değerini düşürmeye çalışanların ağır bir şekilde cezalandırılmasının önü açıldı.

Atatürk, ekonomi politikalarıyla Türkiye’nin bağımsızlığını güçlendirmiş, ülkenin kendi kaynaklarıyla ayakta durmasını sağlamıştır. Aynı zamanda, sanayileşme ve modernleşme sürecinde Türkiye’nin ekonomik altyapısını güçlendirmiştir.

Atatürk Dönemi Dış Politika

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinde de önemli bir rol oynamıştır. Lozan Antlaşması ile Türkiye’nin uluslararası alanda tanınmasını ve sınırlarının belirlenmesini sağlamıştır. Aynı zamanda, Türkiye’nin Batılı devletlerle ilişkilerini geliştirmiş ve ülkenin uluslararası arenadaki konumunu güçlendirmiştir.

Atatürk’ün dış politika ilkeleri

  • Milliyetçilik- Milli Dış Politika
  • Bağımsızlık
  • Barışçılık
  • Gerçekçilik ve Diyaloga Açık Olma
  • Kendi Gücüne Dayanma –İttifaklara Girme
  • Aktif, Fakat Serüvencilikten Uzak Olma
  • Batılılaşma ve Çağdaşlaşma

Atatürk’ün diplomatik faaliyetleri, Türkiye’nin uluslararası alanda saygın bir konuma gelmesini sağlamış, ülkenin bağımsızlığını ve egemenliğini uluslararası alanda korumasına yardımcı olmuştur.

Atatürk Döneminde Sağlık Alanında Yapılan Çalışmalar

Mustafa Kemal Atatürk, sağlık alanında da önemli reformlar yapmıştır. Türkiye’de modern tıp eğitiminin ve sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için çeşitli adımlar atmış, hastaneler ve sağlık kurumları kurarak halkın sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmıştır. Ayrıca, Türk tıp camiasının ve sağlık sektörünün gelişmesine önemli katkılarda bulunmuştur.

1. 1920 yılında Sağlık Bakanlığı kuruldu.
2. 1924 yılında Ankara, İstanbul, Sivas, Trabzon, Erzurum ve Diyarbakır’da Numune Hastaneleri açıldı.
3. 1930 yılında Umum Hıfzıssıhha Kanunu ile Kolera, Veba, Tifo, Çiçek, Menenjit, Kızamık, Sıtma, Verem ve Trahom gibi bulaşıcı hastalıklara karşı mücadele başlatıldı.
4. Kızılay, Himaye-i Etfal (Çocuk Esirgeme Kurumu), Yeşilay ve Verem Savaş Dispanserleri kuruldu.

Atatürk’ün sağlık alanındaki reformları, Türkiye’nin sağlık altyapısının güçlenmesine ve halkın daha iyi sağlık hizmetlerine erişimine olanak sağlamıştır. Bugün hala Türkiye’de sağlık sektörünün temelleri, Atatürk’ün reformlarıyla atılmıştır.

Atatürk’ün Spor Alanında Yaptığı Çalışmalar

1915- Osmanlı Genç Cemiyetleri Başmüfettişi oldu. Hazırladığı raporda gençlerin köylerde de spor yapabilmesi için spor tesislerinin yapılmasını önerdi.

1920- Muhafızgücü, askeri bir spor kulübü olarak kuruldu.

1921- Türkiye İdman İttifakları Cemiyeti’nin güçlenmesi için, mali katkıda bulundu. Güçlenmesini sağladı.

1921- Lozan görüşmeleri sırasında, Türkiye’ye uygulanan Olimpiyat ambargosunu kaldırttı.

1924 -Tam 14 yıl boyunca ardı ardına düzenli olarak devam edecek olan ilk Spor Kongresi’ni topladı.

1924- Paris Olimpiyatlarına resmi statüde ilk kez katılmış olduk.

1925- At ve At Yarışı İslah Encümeni’ni kurdu. Ankara Hipodrumu’nu inşa ettirdi.

1926- Atatürk’ün isteği ve Ömer Besim Koşalay’ın çabalarıyla ilk bayan atletlerimiz faaliyetlere başladı.

1927- At yarışlarının en büyüğü Gazi Koşusu’nu başlattı.

1928- Türk futbolunda Gençler Ligi’ni ilk defa Atatürk başlattı.

 1930- Türkiye Binicilik Federasyonu’nu kurdurdu.

1935- Türk Havacılık sporuna çok önemli bir katkı sağlayacak Türk Kuşu’nu kurdu.

1935- Beşiktaş Kulübü Başkanı Ahmet Fetgeri’nin 19 Mayıs’ın Gençlik ve Spor Bayramı olarak her yıl kutlanma önerisini kabul etti.

İlginizi Çekebilir

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir